• DOLAR
    6,8627
  • EURO
    7,7740
  • ALTIN
    397,05
  • BIST
    1,1300
Kapıdağ’da hiç bitmeyen vandallık

Kapıdağ’da hiç bitmeyen vandallık

Kapıdağ Yarımadasında Misya Yürüyüş Yolları projesi kapsamında yapılan seyir terasının kimliği belirsiz kişilerce sökülüp yakılması haberini okuyunca içimden bir şeyler kopup gitti.

Türkiye’de yaşadıkça ‘bu kadarını da yapamazlar’ dediğimiz ne varsa yapılabildiğini görüyoruz.
Düşünün, birileri ellerini kollarını sallaya sallaya, kimseden korkmadan koca kuleyi söküp malzemelerini çalabiliyor. Orman İşletme, Jandarma kimsenin ruhu da duymuyor nasılsa…

Bu kulenin başına gelen ilk badire de değildi.

Misya Yürüyüş Yolları projesi kapsamında asılan tabelalar ve seyir terasları kendilerine ‘avcı’ diyen vandalların hedef tahtası olmuştu. Yalnızca tabelalar ve seyir terası da değil, Kapıdağ Yarımadasındaki ağaçların üzerine dikkatle baktığınızda pek çok ağacın mermi denemeleri kapsamında hedef tahtası olarak kullanıldığını görebilirsiniz. Bir yandan “bölgeyi turizme nasıl kazandırırız” diye düşüneduralım bir yandan da işte bu insan suretindeki vahşilerle mücadele edelim.

Kapıdağ’ın içinde olduğu bir diğer tehlike de avcılar. Yıllardır avcılık adı altında dağdaki tüm doğal yaşamı alt üst eden bu sözde avcılar, dağdaki hayvanları öldürmeyi o bölgenin köylerinde yaşamanın getirdiği bir hak olarak görüyor. Kimisi bahçelerine zarar verdiğini iddia ediyor, kimisi ‘dağda hayvan mı biter’ diyor, kimisi de ‘bu hastalık gibi bir şey, vazgeçmem’ diyor. Dededen- babadan avcı bir aileden gelen biri olarak bu bahanelerin hiçbirinin avcılık olmadığını anlatabilecek düzeyde bilgi birikimim var çok şükür.

Sizler de inanmayın!

Sanırım 2-3 yıl önceydi, Kirazlı Manastırı olarak bilinen Faneromeni Manastırındaki vandallıkları anlatan bir haber dizi hazırlamıştım. Yıllara meydan okuyan taş yapı, her hafta sistematik olarak birilerin saldırısına uğruyor, koca koca duvarlar balyozlarla yıkılıyordu. Sistematik bu saldırılar hala devam ediyor. Ancak o zaman da ne yerel yönetimlerden ne de kolluk kuvvetlerinden konu ile ilgili bir muhatap bulamamıştım. Çünkü koca dağın içindeki dört duvar kimse için bir anlam ifade etmiyordu. Hatta devletimiz ve milletimiz için tehdit olarak görüyorlardır o dört duvarı kim bilir…

Kapıdağ Yarımadası, Milli Park olma fırsatını 1990’lı yıllarında başında kaçırdı. O dönemde çıkarılması çok zor olan Üçlü Kararname ile Milli Park olarak ilan edilmesine ramak kala Bandırma’da bir toplantı yapılır. Ankara’dan gelen yetkililer bölgenin milli park ilan edildikten sonra neler yapılabileceğini, hangi turizm imkânları, hangi şartlarda tarım yapılacağı konusunda bilgilendirme yapacakken bölge halkının olumsuz tavrını fark edince ‘bölge halkı istemiyorsa yapamayız’ deyip çantalarını alıp çıkar. Yarımada için tarihi fırsat böylece kaçar.

Kapıdağ Yarımadası, Milli Park ilan edilseydi ne olurdu?

Emin olun ki şu halinden daha iyi olurdu. Eşsiz bitki varlığı, içinde barındırdığı tarihi mekânları, doğası ile bir turizm cenneti haline gelirdi. Bırakın sanayi tehdidini, çöpünü bırakıp gitmeyi bile aklına getiremezdi kimse.

Giriş-çıkışları sürekli kontrol altında olan, endemik bitki türlerini incelemek için dünyanın dört bir yanından araştırmacıların geldiği, su sporları ve doğa sporları için dünyanın her bölgesinden akın akın insanların geldiği bir cazibe merkezi olurdu. Tarihi mekânlardaki arkeolojik kazılarla tarih gün yüzüne çıkar, belki de insanlık tarihi için bambaşka bir sayfa açılabilirdi.

Fakat şu anda bölgedeki çöplerin toplanması bile ciddi bir mesele.

Umarım bu vandallık ders olur da ilgili kurumlar görev ve sorumluluklarını hatırlar. Vatandaşın vergileri ile yapılan bu yapıları koruma ve sürdürülebilirliğini sağlama görevi ‘nasılsa onlar var’ diyerek yalnızca BANDAK gibi yıllardır Kapıdağ’a sahip çıkan, koruyan, emek veren demokratik kitle örgütlerine bırakılmaz.

Ozan Ertuğrul

Bandırma Basın

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM